Bu makale, sanat alanında uzman SkyTablo editörleri tarafından araştırılmış, hazırlanmış ve editöryal standartlarımıza uygun şekilde yayınlanmıştır.
Eren Eyüboğlu Kimdir?
Eren Eyüboğlu, 1907 yılında Romanya’da Ernestine Letoni adıyla dünyaya gelen ve Türk modern resim sanatının gelişimine yön veren usta bir ressamdır. Paris’teki sanat eğitimi sırasında Bedri Rahmi Eyüboğlu ile tanıştıktan sonra Türkiye’ye yerleşerek hem adını hem de vatandaşlığını değiştirdi. D Grubu sanatçılarından biri olarak, 1930’ların Türkiye’sinde Batılı resim tekniklerini yerel temalarla harmanlayan ilk kadın sanatçılar arasında yer aldı. Sadece tuval resmiyle sınırlı kalmadı; gravür, seramik, heykel ve özellikle mozaik sanatında Türkiye’nin kamusal alanlarını kalıcı eserlerle zenginleştirdi.
Eren Eyüboğlu’nun Hayatı
Ernestine Letoni, orta sınıf bir Yahudi ailesinin kızı olarak Yaş (Iaşi) kentinde doğdu ve ilk sanat eğitimini Romanya Güzel Sanatlar Akademisi’nde tamamladı. Mezuniyetinin ardından 1929 yılında, dönemin sanat başkenti Paris’e giderek Académie Julian’da eğitimine devam etti. Burada Andre Lhote’un atölyesine katılması, onun sanata bakış açısını kökten değiştiren geometrik ve kübist formlarla tanışmasını sağladı. 1930 yılında aynı atölyede çalışan Bedri Rahmi Eyüboğlu ile tanıştı ve bu tanışma sadece özel hayatının değil, sanatsal kariyerinin de rotasını Anadolu’ya çevirdi.
Sanatçı 1936 yılında Bedri Rahmi ile evlenerek İstanbul’a yerleşti ve adını Eren olarak değiştirdi. Türkiye’deki ilk yıllarında bir yandan eşiyle birlikte Türkiye’nin dört bir yanını gezdi, diğer yandan D Grubu’nun sergilerine katılarak sanat çevresinde kabul gördü. 1950’li yıllarda Ford Vakfı bursunu kazanarak Amerika’ya gitti ve burada mozaik teknikleri üzerine ihtisas yaptı. Hayatının sonuna kadar üretkenliğini sürdüren sanatçı, ardında binlerce desen, yüzlerce tuval ve Türkiye’nin simge yapılarında yer alan onlarca mozaik bıraktı.
Ernestine’den Eren’e: Paris Atölyelerinde Başlayan Büyük Aşk ve Anadolu’ya Göç

Paris’teki Lhote atölyesi, iki genç sanatçının hem kübizmi hem de birbirlerini keşfettikleri yer oldu. Bedri Rahmi’nin anılarında “Gözleri Romanya’nın en güzel üzümlerini andıran kız” olarak tanımladığı Ernestine, 1936’da İstanbul’a geldiğinde kendini yepyeni bir kültürün içinde buldu. Bu coğrafi ve kültürel değişim, sanatçının paletindeki soğuk ve gri Avrupa tonlarının yerini, Anadolu’nun sıcak toprak renklerine bırakmasını sağladı. Eren, ismini değiştirmekle kalmadı, Trabzon’dan Çorum’a kadar Anadolu’yu karış karış gezerek köylü kadınları, dokumaları ve yerel pazarları derinlemesine inceledi.
Bedri Rahmi’nin Gölgesinde Kalmayı Reddeden Bağımsız Bir Fırça

Sanat tarihçileri uzun yıllar boyunca Eren Eyüboğlu’nun eserlerini, eşinin çalışmalarıyla karşılaştırma tuzağına düştü. Oysa Eren Eyüboğlu, Bedri Rahmi’nin ekspresif ve zaman zaman dağınık olabilen coşkusuna karşıt bir biçimde, resimlerinde matematiksel bir düzen aradı. Renkleri doğrudan tüpten çıktığı gibi kullanmak yerine, onları griyle kırarak daha asil ve kontrollü bir armoni elde etti. Kompozisyonlarında figürleri tesadüflere bırakmadı; tuvali yatay ve dikey çizgilerle bölerek her bir elemanı mimari bir yapı gibi inşa etti. Bu bilinçli mesafe ve teknik yetkinlik, onun Türk modern sanatındaki özgünlüğünün en büyük kanıtıdır.
Eren Eyüboğlu’nun Sanat Anlayışı
Eren Eyüboğlu’nun sanat anlayışının merkezinde, Paris’te edindiği konstrüktivist (yapısalcı) ve kübist temel yer alır. Nesneleri ve insan figürlerini üçgen, kare ve dikdörtgen gibi temel geometrik formlara indirgeyerek resmetti. Doğayı veya insanı gördüğü gibi taklit etmedi; onları zihinsel bir süzgeçten geçirerek yeniden yapılandırdı. Resimlerindeki figürler genellikle donuk, anıtsal ve zamansız bir duruşa sahiptir. Hareketi yakalamaktan ziyade, anın kalıcılığını ve formun ağırlığını vurgulayan bu tarz, onun entelektüel derinliğini ortaya koyar.
Batı Kübizmi ile Anadolu Folklorunun Rengarenk Sentezi
Eyüboğlu, André Lhote’un atölyesinden getirdiği kübist bakış açısını, Anadolu nakışları, yazmaları ve folklorik kıyafetleriyle birleştirerek benzersiz bir dil yarattı. Paris’te öğrendiği form parçalama tekniğini, Bursa pazarlarındaki kadınların şalvarlarındaki kıvrımlara veya Karadenizli balıkçıların ağlarındaki geometrik dokulara uyguladı. Anadolu motiflerini dekoratif birer süs olarak değil, resmin temel iskeleti olarak kullandı. Bu sentez, Türk resminde yerelliğe ulaşmanın, Batılı tekniklerden vazgeçmeden de mümkün olduğunu kanıtlayan en başarılı örneklerden biri oldu.
Eren Eyüboğlu’nun En Önemli Eserleri
Eren Eyüboğlu, 60 yıllık sanat yaşamında seriler halinde çalışmayı tercih etti ve her dönemi belirli bir konuya odaklandı. Erken dönemindeki portre çalışmalarından sonra, 1950’ler ve 60’larda Anadolu insanına ve günlük yaşama yöneldi. Aşağıda, sanatçının kariyerinde dönüm noktası kabul edilen en önemli eserleri ve serileri yer almaktadır.
Eren Eyüboğlu, “Sokak Satıcıları” Serisi; 1950’ler

1950’lerde ürettiği bu seride Eyüboğlu, İstanbul’un arka sokaklarındaki seyyar satıcıları, simitçileri ve arzuhalcileri resmetti. Figürlerin yüz hatları detaylandırılmamış, bunun yerine duruşları ve taşıdıkları yüklerin geometrik ağırlığı öne çıkarılmıştır. Toprak tonlarının hakim olduğu bu eserler, dönemin sosyo-ekonomik yapısını sanatsal bir filtreyle belgeler. Eserlerdeki arka plan genellikle figürle iç içe geçerek mekan derinliğini düzleştirir.
Eren Eyüboğlu, “Yöresel Giysili Anadolu Kadınları”; 1960’lar

Bu seri, sanatçının Anadolu gezilerinin doğrudan bir yansımasıdır. Yöresel kıyafetlerin canlı renkleri, kübist bir form anlayışıyla tuvale aktarılmıştır. Kadın figürleri, güçlü, dik duruşlu ve anaç birer heykel gibi resmedilmiştir. Özellikle başörtülerindeki ve entarilerindeki desenler, resmin genel kompozisyonunu oluşturan grafik elemanlara dönüşür.
Eren Eyüboğlu, “Otoportre”; 1930’lar

Sanatçının Paris yıllarında yaptığı otoportresi, onun erken dönem psikolojik derinliğini gösterir. Soluk bir ışık altında, keskin ve düşünceli bakışlarıyla kendini resmeden Eren, Lhote atölyesinin etkilerini taşıyan geometrik yüz hatları kullanmıştır. Bu eser, Ernestine’in Eren’e dönüşmeden önceki son ve en samimi görsel kayıtlarından biridir.
Eren Eyüboğlu, “Balıkçılar ve Yelkenliler”; 1955

Bedri Rahmi ile sıkça gittikleri Ege kıyılarından ilham alan bu tabloda, yelkenlilerin üçgen formları ile balıkçı ağlarının çizgisel dokusu iç içe geçer. Mavi ve yeşilin farklı tonlarının ustalıkla kullanıldığı eserde, suyun hareketi ve ışığın kırılması kübist bir mercekle çözümlenmiştir. Durağanlığın içindeki gizli dinamizm, tablonun ana karakteridir.
Eren Eyüboğlu, “İstanbul Duvarlarını Süsleyen Mozaik Panolar”

Tuval resmindeki başarısını anıtsal sanatlara taşıyan Eyüboğlu, cam ve taş mozaiklerle devasa panolar üretti. Bu eserlerde küçük renkli taşların yan yana gelişi, onun tuvaldeki renk bölme tekniğiyle mükemmel bir uyum sağladı. Açık hava koşullarına dayanıklı bu eserler, sanatı galerilerden çıkarıp halkın gündelik yaşamına entegre etti.
Mozaik Sanatındaki Devrim: 4. Levent ve Manifaturacılar Çarşısı’ndaki (İMÇ) Ölümsüz Eserler
Eren Eyüboğlu, 1950’lerin sonu ve 1960’larda Türkiye’deki modern mimari atılımına mozaik eserleriyle katkıda bulundu. Özellikle dönemin prestijli projelerinden olan İstanbul 4. Levent Evleri ve Unkapanı’ndaki İMÇ (İstanbul Manifaturacılar Çarşısı) binalarının dış ve iç cephelerine yaptığı mozaikler, Türkiye’de kamusal alan sanatının zirve noktalarındandır.
- 4. Levent Mozaikleri (1956-1957): Bu panolarda stilize edilmiş kuşlar, ağaçlar ve insan figürleri yer alır.
- İMÇ Mozaikleri (1965): Çarşının 1. bloğunda yer alan “Soyut Kompozisyon” adlı dev eser, Anadolu kilim motiflerinin devasa boyutlarda taşlara aktarılmış halidir.
Bu eserlerin en büyük başarısı, betonarme yapıların soğukluğunu, geleneksel Türk el sanatlarının sıcak motifleriyle kırarak mimariyi insanileştirmesidir.
Eren Eyüboğlu’nun Ölümü
Sanatçı, 30 Ağustos 1988 tarihinde İstanbul’da hayata gözlerini yumdu. Eşi Bedri Rahmi’nin 1975’teki vefatından sonra Kalamış’taki ev ve atölyelerinde üretmeye devam eden Eren Eyüboğlu, son yıllarını genç sanatçılara destek vererek geçirdi. Ölümünün ardından eserleri, Türk modern sanatının en değerli müzayede parçaları arasına girdi ve İstanbul Resim Heykel Müzesi başta olmak üzere birçok önemli koleksiyonda yerini aldı.
Eren Eyüboğlu Hakkında Bilinmesi Gerekenler
Eren Eyüboğlu’nun sanatsal kariyerini ve kişiliğini özetleyen, sanat tarihine yön vermiş bazı kritik noktalar şunlardır:
- 1933 yılında kurulan ve Türk sanatında yenilikçi akımları savunan D Grubu’nun sergilerine katılan ve bu grubun çizgisini destekleyen az sayıdaki kadın sanatçıdan biridir.
- Resmi bir akademide ders vermese de, Kalamış’taki atölyesi (“Yazmacılık Atölyesi”) onlarca genç sanatçının yetiştiği gayriresmi bir okul işlevi gördü.
- Yalnızca resim ve mozaik değil, seramik tabaklar, yazmalar ve heykelcikler üreterek sanatı gündelik eşyalarla birleştirdi.
- Eserleri Edinburgh Sanat Festivali, Sao Paulo Bienali gibi dünya çapında prestijli etkinliklerde Türkiye’yi temsil etti.
- Romanya’dan Türkiye’ye göçüp Türkleşmesi, sanatında hiçbir zaman bir kimlik bunalımına yol açmadı; aksine, bu iki kültürü sanatıyla birleştirerek zenginleştirdi.
